Sağlık:
Mutlu olmanın yolu ruh beden bütünlüğü

Haberazim.com Güncel Ajans Haberleri

Son senelerde 'Kadın Sağlığına Holistik Yaklaşım' farkındalığı ile kadınlara verdiği hizmet sahasını genişleten,  Ruh-beden-zihin bütünlüğü arasında gerçek sağlığın oluşabileceği bilgisiyle zihinsel iyileşme tekniklerini (EFT, hipnoz, imajinasyon, dua vb.) kadın sağlığı, doğum, kadın cinsel işlev bozukluklarında etken ve güvenli bir biçimde kullanmaya devam etmekte bulunan Dr. Ayşe Duman’la Seyyide dergisinden Fatma Toksoy konuştu.

İşte O söyleyişinin tamamı;

Holistik (Bütüncül ) Kadın Sağlığı konusu için yaptığı çalışmalarla adından sıkı olarak söz ettiren bir Kitabınız var. Ruh-beden-zihin bütünlüğünü anlatmışsınız. Kitabınızın adı da enteresan: “Kadınlığın Keşfi”. Neden bahsediyorsunuz bu kitabınızda?

Ben kadın-doğum uzmanıyım ve uygar tıp eğitimi aldım. Bu uygar tıp eğitiminde daha fazla fazla fizik gövde üstünden gidiyoruz. Son beş yılda yaptığım eğitim ve tetkiklerde şunu ayrım ettim ki insan bir bütün. Sağlıklı huzurlu mesut olmak istiyorsak ruh-beden bütünlüğü arasında kalmalıyız. Ve onun için ruh gövde bütünlüğünde kadınlığımızı yaşarsak o süre bu hayattaki bütün rollerimizi daha dengeli yaşarız ve kadın sağlığına yönelik sıkıntılarımız da olmaz. Ne bunun şeklinde mesela? İşte daha sorunsuz doğum yaparız. Daha sorunsuz ve basit hamile kalırız. Lohusalıkta gam yaşamayız. Yani gerçekte ruh-zihin- gövde bütünlüğü derken ben fakat kulluk şuurunda insan bu yaşamda kendini daha iyi hissedebilir demeye geliyorum aslında.

Mesele kulluk şuurunda olmak,  yani öyle mi?

Yani o bütünlük oraya götürüyor insanı. Çünkü ruh, Cenâb-ı Hakk diyor ki size ruhumdan üfledim. İşte bizim oradan beslenmemiz lazım. Biz oradan beslenirsek zaten idrakimiz ve şuurumuz kulluğa ulaşıyor diye düşünüyorum. Yaradan’ın  “size ruhumdan üfledim” dediği ruhumuzun gövde makinesi denkleminde ne kadar mühim olduğunu ayrım edebilmek, fiziksel ve zihinsel sağlığımızı geliştirmek istediğimizde bu denklemin içine ruhumuzu yerleştirebilmek. Bunu yapabildiğimizde daha anne karnında mini minnacık bir ceninken yüklenmeye başladığımız kodlarımızı ayrım ederek biz kadınlığımızı keşfeder, kadınlığımızla barışır, “of bu kadınlık ne zor!” serzenişinden “kadınlığıma şükrediyorum bilincine ulaşırız. Kadınlığımızı keşfedip kadın olduğumuza şükür etme bilincine ulaşamazsak ne sıhhat olmakta ne hastalıklar son buluyor, ne sorunsuz doğum oluyor.

Her çeşitli kadın sağlığı rahatsızlığına “Holistik: Bütüncül” yaklaşımla hizmet veriyoruz diyorsunuz. Ne demek holistik yaklaşım? Neyi kastediyorsunuz? Biraz Önce söylediklerinizi mi kastediyorsunuz?

Aynen öyle. Ruh-zihin gövde bütünlüğünde holistik yaklaşım.  Bir de bunun içine sıhhatli beslenmeyi de koymamız gerek. Hem de yaradılış programına müsait devinim etmek gerek. Mesela bir devinim yaradılış programına olmazsa olmaz. Günümüz şartlarında teknolojinin artmasıyla hareketlerimiz fazla fazla kısıtlandı. Yanlış bilgilerle zihnimiz fazla fazla kirlendi. Bunlar gerçekte bize bütün bu doğru datalarla doğru bilgilerle ve ilahi fondan gelen bilgilerle biz fakat sağlıkta da kalabiliriz. Çünkü bizim çok sayıda çoğu beşeri fondan gelen bilgi pis bilgimiz fizik bedenimizi de bozuyor. Bu bozulma Şartlanmalarla koşullanmalarla oluşuyor.

Gıdalarla gelenler de bulunmaktadır belki

Tabii gıdalarla da gelen var. Gıdalar hem sağlıksız hem de helal olmayan. Sağlıksız ve helal olmayan gıdalar da bedende ciddi bir kirlilik oluşturuyor. Ve kirlilik sağlığı bozuyor. Biz işte sağlığı hedefliyorsak ki ben doktor şekilde sırf fiziksel bir şikâyeti olup da bana gelen bireylere bilhassa sıhhat noktasında destekçi olurken o şikâyetin oluşmasına neden bulunan şeyleri de araştırıyorum.   Yani fiziksel şikâyeti çözmek için sırf fizik bedenle ilgilenmek sırf ilaç eda etmek yetmiyor. Onu bozan sistemi de onarım etmek lazım. Onu bozan tertip bir gıdaysa ve ya ne bileyim kendi ile ilgili bir algıysa, dünyaya bakışıysa işte bunların hepsini düzeltmek gerekiyor.

Bu bağlamda ilaçlar ile ilgili ne düşünüyorsunuz. Bildiğiniz bunun şeklinde ilaç bağımlılığı artmakta. Artık su içer yemek yer bunun şeklinde günde üç öğün beş vakit ilaç almaktayız. Doğru mudur her hastalığa ilaç almak? Üstelik ilaçların da taraf etkileri bu kadar çokken? Ticari bir kaygıyla imal edilen ilaçlar o anki rahatsızlığımızı bertaraf ederken taraf etkisinden ötürü öteki bir organımızda öteki diğer hastalıklara yol açmakta.

İlaçla gerçek şifa bulunacağına inanmıyorum. Çünkü bizler zayıf kimyasal makinalar olmadığımız bunun şeklinde kendimizi her fena hissedişimizde ağzımıza aldığımız bir ilaç da sorunlarımızın çözümü olamaz. Vücuttaki belirtileri bulunmaz etmek için tavsiye edilen ilaçlar bu belirtilerin ortaya çıkmasındaki inanç kalıplarımızı şahsi varlığımızı göz arkası etmemize neden olur. Bana göre, hastalık Özgün tasarımdan ayrılmayla ortaya çıkıyor. Hastalık gerçekte Özgün tasarımın bozulması. Orijinal dizaynı bozulmasına yol açan her neyse onu düzeltmek lazım.

Orijinal tasarım derken Allah’ın verdiği yani yaradılışımız mı?

Yaradılış, yaradılış programı. Yaradılış  programında biz bir defa kadınsak kadınlığımızı sevmeliyiz. Biz kadınlığımızı sevmeden sıhhatli kadın olamayız. Mümkün değil. Gene Facebook’da kitabımdan tahsil edilmiş bir caps var, o caps benim de fazla fazla hoşuma gitmekte. “Kadın ne süre kendisini sever, o süre kendisine dayatılanların karşısında da durabilir.” .Kendimizi sevmekten kastım ne? Anlatayım.  İnsanlar kendini sevmeyi kusur anlayabiliyorlar. Kendini sevmek egodan ayrıcalıklı bir şey. Zaten ego, nefs,  benlik bizim en iri düşmanımız. Egoyu savunursak bunun altından kalkamayız ve ciddi sıkıntılarımız olur.

“Kadın ne süre kendisin sever, o süre kendisine dayatılanların karşısında da durabilir.” Derken kadına dayatılanlardan kastınız ne?

Yani bizim koşullanmalarla kendi varoluş gayemizden de uzaklaşmalarımız var.

Ne bunun şeklinde koşullanmalar mesela?

Mesela, Erkek bunun şeklinde kadın olmak. 

Kadın bu sözle Erkeğe koşullanıyor öylemi?

Evet, Erkeğe koşullanıyor. Çünkü bay sanki kıymetli bir varlık. Kadın aşağı bir varlık. Değer edinebilmek hesabına bay bunun şeklinde kadın olmak gayretleri var. Bu çaba de kendimi sevmiyorum demek aslında. Böyle bir koşullanmanın karşısında duramıyoruz kendimizi sevmediğimiz zaman. Kendimizi sevmek bizde işlenen sanatları ve işleyen sanatkârı sevmektir.

Rabbü'l- Âlemini sevmek yani

Ya gerçekte kendimizi sevmek o. Bizi mükemmel bir kadın şekilde yaratan Rabbimizi sevmek. Bu anlamda baktığımızda biz kendimizi değersiz hissedemeyiz.  Biz fazla fazla değerliyiz. O süre da ona buna şuna meyledip paha bulmaya çalışmayız. İşte marka derdine düşmeyiz. Mesela ne bileyim estetik ameliyatların ardına düşmeyiz. Çünkü biz bunların ardına düştüğümüzde Özgün tasarımdan, Yaratılış programından ayrıldıkça gövde çatışmaya giriyor. Zihin çatışmaya giriyor. Ve bu arbede bizi hastalıklı bir hale getiriyor. Çatışma demek sorunsuz değiliz güvende değiliz demek. Bedende ona oranla hormonlar salgılanıyor. Mesela Stres hormonları salgılanıyor. Ve stres hormonları da vücudun iyileşme programını bozuyor. O süre da ne olmakta biz ilaçlara bağımlı bireyler oluyoruz. Bu anlamda gerçekte ilaç aldığımızda biraz kendimizi ayrım etme sorumluluğundan da kaçıyoruz. İşte şunu demeye çalışıyorum bizim gerçekte her bir yerimizde bir gam olduğunda ağzımıza bir ilaç atıp şifa edinebilmek niyetiyle sizin de dediğiniz bunun şeklinde bir ton taraf etkiye maruz kalıyoruz. Aslında biz bir yerimizde bir şey olduğunda nerde bir kusur var, bu hastalık bize ne demek istiyor, Özgün tasarım neden bozuldu ve ya neden bedenim iyileşmiyor sorusunu sormak lazım. İlaçlar gerçekte bizim bu soruyu sormamızı da engelliyor. Modern tıp bu soruyu sormamızı da engelliyor. Kesiyoruz biçiyoruz ortaya koyuyoruz. Ama bu ciddi bir sıkıntı. Mesela benim bir hastam vardı. Bir gün geldi düzensiz kanamaları vardı. Ha bire kanıyor. Bakıyorum fizik bedende hiç bir şey bulunmaz bu kanamayı yapacak… Eşiyle de gelmişti. Dedim ona senin bir sıkıntın var. Bu kanamaların rahmin gözyaşları. Kanlı gözyaşları rahmin. Kendini oradan kanama yoluyla anlatım etmeye çalışıyor. Ancak şahıs kendini gerçekten anlatım ettiğinde rahmin bundan sonra bunu kullanmaya gereksinimi kalmayacak. Nitekim eşiyle de konuştuk. Bir takım sıkıntıları varmış. Eşi ayrıcalıklı bir noktaya geldi. Kendi ayrıcalıklı bir noktaya geldi. Bir ay sonra geldiklerinde bana, “Allah razı olsun benim kanamalarım kesildi. Ve şimdi de gerçekten fazla fazla iyiyim.”  diye anlatarak sevincini anlatım etti. Şimdi gerçekten bir farkındalık oldu. Yani demek istiyorum ki bedende bir bozukluk varsa bu arızanın nedenini edinebilmek lazım.  Durduk yerde gövde bozukluk vermez. Cenâb-ı Hakk bizi dünyaya devamlı bir bozukluk sağlayan bozuk bir bedenle yollamadı. O kadar muhteşem şeylerle bizi dünyaya yolluyor ki her şey birbirinin iyilik durumuna katkı ediyor ve bizim de sıhhatli olmamızı  sağlıyor. Ama biz bunu ayrım edersek diye düşünüyorum. Düşünün, zihniniz fazla fazla sorunsuz içerde arbede yok. 3 D sistemiyle çalışıyoruz düşünce- his davranış. Bütün davranışlarının altında fikir ve duygular var. Düşünce ve his yapılmaksızın naz üretmez beden. Organ fonksiyonları da bunlarla ilintili. Onun için fikir ve his fazla fazla önemli. Düşünce ve duyguyu beslememiz lazım. Nereden? İlahi kaynaktan, bitti.  İlahi fondan fikir ve his beslenmediği sürece vücudun sağlıkta,  huzurda kalma şansı yok.

İlahi fondan beslenmediği süre orada bir gam ve hastalıklar art peşe geliyor öyle mi?

Tabi tabi, böyle bir gam bulunduğu süre hemencecik hastalıklar başlıyor. Zaten çok sayıda hastalığın kaynağı o.  Stres deniyor. Stres de nasıl çözeceğiz. Stres deyip geçiyoruz.

Peki, Osmanlı nasıl çözüyormuş?

Osmanlı sağlıkta bütüncül yaklaşımı fazla fazla önemsemişler. Ne varmış örneğin müzikle terapiler varmış. Yardım derneklerinde su ile terapiler varmış. Ruh sağlığının gövde sağlığında ne kadar tesirli olduğunu Osmanlı ayrım etmiş, gerçekte bütüncül yaklaşım budur. Nitekim Peygamber Efendimiz  (s.a.v.) basit basit hastalanmayan Medine ahalisi için “Buranın sakinleri karınları acıkmadıkça yemek yemezler. Yedikleri kadar yiyecekken doymadan sofradan kalkarlar. Bu nedenden de hasta olmazlar.” buyurmuştur. Sağlık böyle bir şey.  Yine Efendimiz (s.a.v.),  “İnsanoğlu midesinden daha yararsız bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekiyorsa üçte birtanesini yemeğe, üçte birtanesini suya, üçte birtanesini de soluk alıp vermeğe bırakmalıdır.” Diye bizleri uyarı etmiştir. 

Ama şimdiye bakınca midemizi tıka basa dolduruyoruz değil mi?

Evet,  tıka basa dolduruyoruz. Ondan sonra reflü oluyoruz,  gidiyoruz anti asit alıyoruz.  Reflü tedavisinde şimdi çok sayıda doktor diyor ki bol su iç fakat yemekten sonra iki saat su içme… Ayakta su içmeyin diyor Peygamberimiz  mesela. Yine, Peygamberimiz (s.a.v.),  “Devenin içişi bunun şeklinde tek bir içişle su içme­yin; lâkin dinlenerek ikişer-üçer içişle için. İçtiğinizde besmele çekin, içmeyi bitirdiğiniz­de ise Allah'a hamd edin!” buyurmuştur.  Muhakkak bu uyarılarda yaradılışımızla ilgili hikmetler vardır.  Çörek otu gene Peygamberimiz devrinde fazla fazla tavsiye ediliyor. Çörek otu ölümün dışında her şeye şifadır deniyor. Bakıyorsunuz bitkilerle tedaviye, çörekotunun bin bir faydası var. Yani bütüncül sıhhat dediğimizde gerçekte her noktamız ilahi fondan beslense o sağlığı yakalayacağız. Bediüzzaman ne diyor: “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Yani iyi olmak sıhhatli olmak ve hayattan lezzet almak için zihni ön plana çıkartıyor.

Zihin sorunsuz olunca,  sorunsuz bir gövde ve hastalıksız bir gövde olmakta yani!

Evet, sorunsuz bir gövde olmakta fakat düşünceniz iyiyse yine. Bakıyoruz Osmanlı’ya çok sayıda vakıflar varmış. Hanımlar vakıflarla ilgilenmiş. Yardım cemaatleri kurmuş. Yani kuşlar için dahi vakıf oluşturulmuş.  Her çeşmenin beraberinde kuşların, hayvanların su içecekleri kaplar oluşturulmuş. Yine Müslüman mezarlıklarında - farkında bulunan insanlar-  kuşlar için mermerden su kapları yaptırırlar mezarlara. İşte bunlar kişinin duygularını besleyen etkinlikler. Şimdi bakıyorsunuz hanımlar AVM'lerde toplanıyor,  kahve partilerinde toplanıyor, günlerde, evlerde toplanıyor,  dedikodu,  gıybet, gösteriş, kibir bu toplantılara damgasını basıyor. Okey, poker oynuyorlar. Hem geriliyorlar hem de gereksiz yere yoruluyorlar. Sonra da bunalımlı bir kadın kitlesi ortaya çıkıyor.

Oysa Vakıflar eve kapanan hanımları işlevsel şekilde hem faal hale getiriyor, hem de belki ruhlarını da besliyor değil mi?

Elbette… Çünkü ruhu beslemenin en mühim kaynaklarından bir tanesi yardımdır hayır hayrattır. Yani hanımlar hem hayır işlediklerinden ötürü hem de bir işe yaradıklarını düşünüp daha da mesut oluyorlar.

Ama bu gün hanımlar kahve köşelerinde evlerde partilerde günlerde birleşen hanımlar dedikodu yapa yapa daha fazla fazla geriliyorlar. Böyle bir vakıfta ve ya kuruluşta çalışsalar işte bu gün şunları doyurdum şu çocuğu ve ya yaşlıyı güldürdüm şu kişiye şöyle bir faydam dokundu diye sevinir mesut olurlar. O süre o gövde de rahatlıyor doğru söylüyorsunuz bakın bu anlamda hiç bakmamıştım ben…

Kesinlikle… Bu doğru.

Osmanlıda kadınlar da vakıflarla yaşam buluyordu demek ki…

Elbette. Pek fazla fazla vakıf okulu, vakıf üniversitesi var. Birçok camiyi kadınlar yaptırmıştır. Hiçbir şey veremiyorsak Peygamber efendimiz (s.a.v.);  “gülümsemen dahi sadakadır.” Buyurduğu bunun şeklinde gülümseyelim insanlara, hayata…

Elişleri yaparak satıp katkı derneğine veren, bağışlayan, kermesler düzenleyen hanımlarımız var; cemaatleri yararına, Suriye, Gazze, Afrika’daki Müslüman kardeşleri yararına,  Kur’an Kursları, cami, hanımı hizmetler yararına çalışan… Şimdi bu bayanların hastalanması mümkündür mü? Ya da menfi düşünmesi, zihnini kalbini ruhunu gereksiz şeylerle meşgul etmesi… Tabii ki de mümkündür değil. Allah rızası için yapıyorlar ve bundan hem sevap kazanıyorlar hem gövde ve ruh sağlıklarını… Bunu anlatıyorsunuz bize değil mi?

Elbette ben bana hasta gelen hanımları böyle de yönlendiriyorum. Bakıyorum biraz konuştuktan sonra kesinlikle haftada iki ve ya üç gün bir vakıfta bir katkı kuruluşunca çalışacaksın diye yönlendiriyorum.  Nerde çalıştığı mühim değil. Şimdi kurumsal fazla fazla iri ve iyi yerler de var. Ocu bucu diye bir cemaate gitmiyorsan git belediyeye, belediyelerin de katkı kurumları var, git orada çalış!

Peki, size ve kitabınıza oranla kadına verilen en iri armağan ne?

Annelik. Ve şefkat duygusu. Çünkü şefkat duygusu kadında daha sıkı tecelli ediyor.

Peki, gelelim gene doğum konusuna. Ağrısız doğum mevcut mıdır?

Doğum zaten ağrısızdır.

Yani doğumda hiç ağrı olmamakta mı demek istiyorsunuz?

Tabi tabi, kadın şartlanıyor. Doğum ağrısızdır. Bunu her vakit iddia ediyorum. Doğum ağrısızdır bu tip olumsuz telkinlerden ötürü ağrı çekilmektedir. Kasılma var. Kasılma olacak fakat kasılma ağrı demek değildir. Bu kasılmadır. Ağrıyı yapan bir mekanizma varsa ve ya kasılmayı ağrı şekilde algılıyorsak ağrı oluyor. Her şey yolundaysa kasılan rahim ağrı oluşturmaz. Kalp gibi… Tüm ömrümüz boyunca kalbimiz çalışırken ağrı hissetmediğimiz, bağırıp çağırmadığımıza göre, doğumdaki kasılmalarla da ağrı hissetmeyiz. Bir anti parantez şekilde şunu ekleyeyim;  Şayet tıbbi öteki bir mesele yoksa…

Hamilelik kampları düzenliyormuşsunuz, nasıl bir kamp bu, herkes gidebiliyor mu?

Gebelere yönelik yapıyoruz.  Veya daha herşeyden önce sorunlu gebeliği olmuş tekrar hamile kalmaya rahatsız bulunan bireyler da katılabiliyorlar bu kampımıza. Çünkü burada zihinsel iyileşme tekniklerini kullanarak zihinsel yazılımlarımızı setaplıyoruz. Değiştiriyoruz ve normal formata getiriyoruz. Öyle olduğunda gövde doğumda daha sorunsuz devinim ediyor. Korkularından nasıl arınacağını öğreniyor. Bir takım teknikle çalışıyoruz orda. Doğumu anlatıyoruz. Doğumda kadın kendisini nasıl yönetebilir bunu anlatıyoruz. Çünkü çoğu kadın diyor ki ben geleyim sen beni doğurt. Böyle bir şey bulunmaz ki… Doğumu sen yapacaksın. Ama nasıl yapacağını nasıl yöneteceğini bilirsen bedeninde ne mevcut ne bulunmaz bunu hissedebilirsen sen zaten doğumu en güzel yönetebilirsin. Bunları anlatıyoruz.

Her şeyi kodlamış mıyız, şartlandırmış mıyız kendimizi yani

Aynen öyle Ondan sonra bunu da yaşıyoruz. Hamileyim hastayım oluyor.

Peki, ne olmalı hastahane mi şifahane mi?

Şifahane olmalı. Şifa bulmaya gidiyoruz çünkü. Gidiyoruz hastahane. Hastaların evi. Sonra? Sonraki etap ne? Yok. Hastaların evine geldik. Osmanlı’da şifahane deniliyordu. Şifa bulunuyordu hem bedenen hem ruhen…

Peki, Osmanlı tıp anlayışıyla şimdiki uygar tıp anlayışını karşılaştırın desem ne söylersiniz?

Modern tıbbın yaklaşımı kimyasallarla fizik gövde üstünde bir şey yapmak. Veya ameliyatlarla gövde üstünde çalışmak. Yani kişinin ruhunun zihninin gövde üstündeki etkilerini ayrım etmeden iyileştirme çabaları. Bu mümkündür değil. Osmanlı’da bunun tam tersi, ruh-zihin-beden bütünlüğü arasında tedavi ediliyordu hastalar.

Hipnoza girmek istemedim fakat merak da ediyorum ne diyorsunuz hipnoz hususunda?

Hep hipnozdayız ki. Hipnozu kusur algılıyoruz. Televizyonu açıyoruz hipnoz, konunun komşunun sözler,  dedikleri hipnoz, çocuk yaştan itibaren çocuklara bir şeyler yüklüyoruz bu da hipnoz. Benim hipnozdan kastım olumsuz hipnozları ayrım edip silmek. Zaten o süre sen doğrusunu öğreniyorsun

Sizin yaptığınız hipnoz reiki ile bağlantılı mı?

Değil. Reiki ile bağlantılı değil. Benim yaptığım çalışmalar olumsuz hipnozları silmek,  ne gibi, örneğin doğum ağrılıdır bir hipnoz. Bu kusur hipnozu silmek.  Regresyon terapisi yapıp travma yapan hadisenin etkisini silmeye çalışan hipnozlar da yapıyorum. Telkin hipnozları da yapıyorum fakat asıl çalışmam asıl kastettiğim ve hedeflediğim manası bulunan olumsuz hipnozlarımızdan kurtulmak. Negatif hipnozları silip doğru bilgiyi hayatımıza geçirmek. Doğru bilgi ne? İlahi kaynak… Peki,  negatif hipnoz nerden oluyor? Beşeri koşullanmaktan. Filmler, konu komşu, onun bunun dedikleri. Negatif hipnozdur. Doğum ağrıları mesela;  filmlere bakıyorsun kadın ciyak ciyak bağırıyor. Mümkün değil o kadar kısa zamanda o kadar bağırarak doğum olma şansı yok. Fizik bedende bu yaşanmıyor. Ama ne olmakta onu gören kadın, gencecik kız, küçücük çocuk bunu seyredip şartlanıyor ve doğumu her vakit ağrılı şekilde algılıyor. Zihne bu yerleşti mi gövde bunu yaşıyor. Bunu silmek zorundayız.

Yani zihnimize yerleşeni bedenimiz yaşıyor öyle mi?

Tabii. Aynen öyle. Hipnoz bu işte. Ben diyorum ki şuurlu akılla kullandığımız noktada bir değişim hedefliyorsak herşeyden önce olumsuz hipnozu silmeliyiz.

Peki, hanımlara da bir takım önerileriniz var. Mesela pantolon giymemelerini tavsiye ediyorsunuz neden?

Evet. Daha küçük yaşlardan 'pantolon sorunsuz olur' diye etek giymeden büyüyoruz. Oysa etek giymek psikolojik şekilde dahi 'kadın' bunun şeklinde hissettirir. Birçok şahıs 'kadın olma' kodlarımla nasıl barışacağım, nereden başlayacağım diye soruyor. Cevabım basit; etek giyin... Ve bir de her kadının gardırobunda 'misafir' için değil, hanımı için kullandığı etekler, elbiseler olmalıdır...

Son şekilde ne söyleyeceksiniz bize, okurlarımıza?

Şükretmelerini istiyorum. Kişi uyandığı her sabah, sayısız nimete bir defa daha gözlerini açabildiği ve değişim için bir talih daha bulabildiği için şükretmelidir. Şükretmek farkında olmaktır. Farkında bulunan şahıs mesut olur, hayattan lezzet alır.

Kaynak: HABER7.COM

Haber Azim Güncel Ajans Haberleri
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Botoks SGK Tedavi Listesinde Yerini Aldı
Estetik olarak değil, tedavi olarak yapılacak olan Botoks, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, 11. Dairenin...

Haberi Oku